Anasayfa / Fotoğraf / Kuvayi Milliye

Kuvayi Milliye

 


 

  KUVÂYİ MİLLİYE

  Saat 2.30.

  Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
  ne ağaç, ne kuş sesi,
  ne toprak kokusu vardır.
  Gündüz güneşin,
  gece yıldızların altında kayalardır.
  Ve şimdi gece olduğu için
  ve dünya karanlıkta daha bizim,
  daha yakın,
  daha küçük kaldığı için
  ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
  evimize, aşkımıza ve kendimize dair
  sesler geldiği için
  kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
  okşayarak gülümseyen bıyığını
  seyrediyordu Kocatepe'den
  dünyanın en yıldızlı karanlığını.
  Düşman üç saatlik yerdedir
  ve Hıdırlık - tepesi olmasa
  Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
  Kuzeydoğuda Güzelim - dağları
  ve dağlarda tek tek
  ateşler yanıyor.
  Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
  ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
  şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var:
  Akarçay belki bir akarsu,
  belki bir ırmak,
  belki küçücük bir nehirdir.
  Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip
  ve kılıçsız yılan balıklarıyla
  Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar.
  Ve kocaman çiçekleri eflâtun
  kırmızı
  beyaz
  ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
  haşhaşların arasından akar.
  Ve Afyon önünde
  Altıgözler Köprüsü'nün altından
  gündoğuya dönerek
  ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
  Büyükçobanlar Köyü'nü solda
  ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp gider.
  Düşündü birdenbire kayalardaki adam
  kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
  Kim bilir onlar ne kadar büyük,
  ne kadar uzundular?
  Birçoğunun adını bilmiyordu,
  yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel
  Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da
  geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.
  Dağlarda tek tek
  ateşler yanıyordu.
  Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
  şayak kalpaklı adam
  nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
  güzel, rahat günlere inanıyordu
  ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
  birdenbire beş adım sağında onu gördü.
  Paşalar onun arkaındaydılar.
  O, saati sordu.
  Paşalar: "Üç" dediler.
  Sarışın bir kurda benziyordu.
  Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
  Yürüdü uçurumun başına kadar,
  eğildi, durdu.
  Bıraksalar
  ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
  ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
  Kocatepe'de Afyon Ovası'na atlıyacaktı.

  Nazım Hikmet RAN  

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!